Blogumuza

Hos Geldiniz

spacer.gif (63 bytes)

MENÜ

Peygamberimiz(sav)
Sahabeler
Dualar
Kur'an Ögreniyorum
Kur'an-ı Kerim Okuyalım
Web Kütüphanesi
Egitim
Hikayeler*Kıssalar
Esma'ül Hüsna
Arapca Dersleri
Sohbet Izle*Dinle*Oku
Siirler
Makaleler
Denemeler
Güzel Sözler
Güncel Konular
Cevsen'ül Kebir
Osmanlica Dersleri
Altinoluk Dergisi
Irfan Mektebi
Aile*Cocuk
Cocuk Terbiyesi*Egitim
Ilme Davet
Her Konudan
Soru Sor Cevap Bul
Israil'i Boykot Edelim
Bannerlariniz

DAMAK TADI

Kekler
Kurabiyeler
Börekler*Çörekler
Corbalar
Tatlılar
Pogaca*Ekmekler
Sos*Salatalar
Recel*Marmelatlar
Yemekler
Pastalar
Pdcse 1 Etk. Trflr.

EL EMEGI GÖZ NURU

Danteller
Örgüler
Oyalar
Etaminler
Kanaviceler

HER GÜNE BIR DUA

HER GÜNE BIR HADIS

ISLAMI YAYIN

PEYGAMBERLER TARIHI

www.dostyurdu.com

KUR’ANDA ARA

Veda Hutbesi

BANNERIM

Graphics by yinebiirgulnihal/YBG

SITENIZE EKLEMEK ICIN

Cuma, Aralık 11, 2009

Kategori: ESMAUL HUSNA

EL – VEDÛD(CC)

El-Vedûd; Allah’ü Zülcelâl’in esma-ül hüsnâsından bir ism-i şerifi olup iki mânâya

gelir. Seven ve sevilen, hakiki sevilmeye hakkı olan, sevilmeye layık olan, sevgiyi yaratan

Cenab-ı Mevlâ’yı sevmek. Diğer bir mânâya göre Allah’ın, başta Resul-i Zîşan olmak

üzere cümle nebî, resûl ve itaatli müminleri sevmesi.

Seven, sevilen her ikisi de El-Vedûd ism-i şerifinin zuhuratıdır. Allah’ın Vedûd ism-i

şerifinin, cümle mükevvenatta tecellisi muhakkaktır. Bununla beraber insanlar üzerindeki

sevgi de iki kısma ayrılır.

Birincisi fıtrî olup insanın yaratılışında yani fıtratında vardır. Canın, malın, evlad-ı

iyalin, nefsin ihtiyaçlarının sevilmesi gibi. Bu, insanın yaratılışında vardır. Bu tür sevgi fıtrî

sevgidir ki hiç emek çekmeden yaratılış icabı cebrî olarak verilmiştir. Gözün görmesi,

kulağın duyması vs. gibi.

İkincisi, kesbî olanı ise, çalışarak, sebeplere tevessül edilerek tabiî olandan ileriye

geçmektir. Ayet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“De ki: eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız,

kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler

size Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah

emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” 1

Gaye, muhabbetullaha vasıl olmaktır. Bu da kolayca, bedavadan elde edilmez,

sebeplere yapışmak gerekir. Muhabbetullaha erişmek için başta din, Kuran,

Peygamberimiz (s.a.v) ve sünnet-i seniyyesini, cümle peygamberleri, Hakk dostlarını,

ibadet-i taati sevmek, amel-i saliha, tevekkül, teslim, ilm-i ilâhî gibi Rabb’ül âlemin’in

muhabbetine götüren daha pek çok şeylerin sevgisine, ilgisine kavuşmak için gayret

lazım. Kesbî dediğimiz hakiki sevginin kazanma yollarını Rabbimiz Kur’an-ı Kerîm’de

bildiriyor:

“Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki Allah’ın

emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.” 2

İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli

olan Allah (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.” 3

Her şeyde olduğu gibi sevip sevilme de kuru lafla olmaz, ispat ister, bu da

yukarıda geçen ayetlerde belirtildiği gibi fiiliyatta belli olur. Esasında sevgi bir kalp ameli

ise de kalpteki sevginin alameti kişinin fiiliyatına, amellerine akseder.

Başta sağlam bir iman, ondan sonra O Yüce Mevlâ’nın sevip değer verdiği şeyleri

yüce tutup değer vermek, nefsine zor gelen durumlarda dahi yılmadan her zorluğu

Rabbinin rızasını ve muhabbetini kazanma uğrunda göğüslemek, sıkıntıda, ferahta saygılı

ve edepli olup hukukullahı gözetmek sevilmenin temel şartları olsa gerek. Sevgiyi

kazanmadan veya cüz’î bir sevgi ile de imanından dolayı insan salih amel işleyebilir,

hukukullaha riayet edebilir. Cennet sevdası veya cehennem korkusu ile emirlere riayet,

yasaklardan ictinab edebilir. Bu durumdaki kulun, her ne kadar nar-ı cehennemden

kurtulup cennetlere vasıl olsa da o hakiki sevgiden mahrum olacağını yine Efendimiz

(s.a.v)’in nurlu beyanlarından anlıyoruz. Bir Arabî geliyor, “Ya Resulallah, kıyamet ne

zaman?” diyor. Efendimiz (s.a.v) “Ahiret için ne hazırladın?” deyince o Arabî cevaben,

“Allah’ın ve Resulü’nün sevgisinden başka bir şeyim yok” cevabını veriyor, bunun üzerine

Efendimiz (s.a.v), “Sen sevdiğin kimse ile berabersin” buyuruyor. Bu müjdeyi duyan

sahabe-i kiram pek çok seviniyor ve Rabb’ül âlemin’e şükrediyorlar.4 “(Resulüm) de ki:

Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.

Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” 5

Sevmenin, sevilmenin yolu ayette işaret edildiği gibi Resulullah’a tâbi olmakla

başlıyor ve bu minval üzere devam ediyor.

 

1 Tevbe:24

2 Maide:55

3 Meryem:96

4 Musahabe 1, Sf.31, Mahmud Sami Ramazanoğlu

5 Âl-i İmran:31

esmameltemi.net


 

BARDAĞIN DİBİNDE KALAN ÇAY

Demli Çay

 

Çayı çok severdi. Günde birkaç defa talebelerine çay demletir ve hep beraber içerlerdi. Bardağına birkaç damla limon damlatırdı.

Barla’da kaldığı günlerde, Eğirdir Dağ Komando Talimgahında binbaşı olan talebesi Hulûsi Bey onu ziyarete gelmişti.

Hulûsi Bey çok değer verdiği bir talebesiydi. Onunla yaptığı mektuplaşmaların neticesinde pek çok risale ortaya çıkmıştı. Hatta Mektubat adlı eser bu şekilde meydana gelmişti.

Talebesine çay ikram etmek istedi. Zaman zaman gelip, hizmetini gören talebelerinden hiçbirisi yanında yoktu. İki bardağı vardı: Birisi küçük, diğeri ise büyük ve saplı…

Küçük olana kendi çayını doldurdu; büyük ve saplı olana da misafiri Hulûsi Beye…

Hulûsi Bey, her ne kadar, “Zahmet etmeyin Üstadım, ben yapayım” dediyse de Bediüzzaman dinlemedi ve misafirine kendi elleriyle demlediği çayı ikram etti.

Hulûsi Bey, çayı demli severdi. Bediüzzaman’ın ona doldurduğu çay ise hem demli, hem de büyük bardakla idi.

Üstadıyla yaptığı sohbetin demiyle, demli çay güzel bir birliktelik oluşturmuştu. İştahla çayını içti.

Bardağın dibinde birazcık çay kalmıştı.

Bu, Bediüzzaman’ın hemen dikkatini çekti. Misafirini kırmak da istemedi. Yumuşak bir üslupla:

“Kardeşim,” dedi. “Sen sünnet bilmez misin…”

Hulûsi Bey mahcup olmuştu. Bardağın dibinde kalan son yudumu da içti. Büyük bir ders almıştı, hem de uygulamalı…

Ömrünün sonuna kadar bu sünneti uyguladı ve gördüğü herkesi uyardı.

Bediüzzaman’la Yaşayan Öyküler (2) Kitabı

Nesil Yayınları

sezgiler.com

Gaflet Perdesi Altında Soluksuz Yaşamak


 

”Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir." (Kaf Suresi, 22)

Kur’an’da, "bir gün ya da bir günün birazı kadar" ifadesiyle, çok uzun zannedilen ömrün ne kadar kısa olduğunu açıkça belirtilir. Bu, Allah’ın haber verdiği çok açık bir gerçek iken, kısacık dünya hayatını mı, sonsuz cenneti mi tercih ediyorsunuz?

Dünya hayatında sahip olmak için çaba gösterdiğiniz ve zamanla eskimeyen, bozulmayan ya da çürüyüp yok olmayan bir şey var mı?

Bu listeye ömrünüz boyunca bakım yaptığınız, görünümüyle övündüğünüz, herhangi bir özelliği nedeniyle gurur duyduğunuz kendi bedeniniz de dahildir…

Dünyada yapılanların hepsi bir gün yok olacak ve yalnız Allah rızası için yaptıklarınızla Rabb’in huzurunda hesap vereceksiniz. Ya hatanızı ‘o gün’ fark ederseniz?

Allah'ın sınırlarına uygun bir hayat yaşamaya karar verdiğinizde ya çok geç kalmışsanız?

Yeni ve güzel bir eve sahip olma arzusuyla gösterdiğiniz çabayı, cennet mülklerine ulaşmak için gösteriyor musunuz?..

Gaflet, tüm uyarılara rağmen, bunda ısrarcı olanları tarifi imkansız, sonsuz bir azaba doğru hızla sürükler. Gaflet içindeki kişiler, imtihan dünyası olduğunu göz ardı ederek sımsıkı sarıldıkları dünya hayatının ardından, sonsuz yaşamlarına azap ehli olarak devam ederler.

Oysa gerçekleri anlamak ve uygulamak her insanın en önemli sorumluluğudur. Gaflette ısrar etmesi durumunda ise kişi, dünyadaki tüm canlılardan daha akılsız bir duruma düşer. Şeytan insana her şeyi; Allah’ı, imanı, sevgiyi, merhameti, ölümü, ahireti ve kendisini unutturabilir. Bütün bunları unutan kişi, insan vasfı kazandıran bütün özelliklerini kaybeder. O zaman bitki bile ondan daha vasıflıdır.

İnsan şeytanın varlığını hiç unutmamalıdır. Şeytanı hatırladığında Allah’a ihtiyaç daha fazla olur. Çünkü şeytandan yalnızca O’na sığınılır.

“Varım” diyor musunuz? “Varım” diyorsanız, bu çok önemlidir… O zaman ruhu terbiye etmek gerekir. Bedeniniz sürekli bakım yaptığınız, temizlediğiniz, aciz, vaktinizi alan bir şeydir. Bedeninize gösterdiğiniz özenin ve bakımın daha da fazlasını ruhunuza yapmanız gerekir...

Şuur kapanıklığından kurtulup, ciddi bir çaba göstererek Allah'a yönelmediğinde, ateş ehli olmaktan kurtulamaz insan. Cehennemdeki şuursuzluk ve şaşkınlık ise daha da fazla olacaktır.

Kim bunda (dünyada) kör ise, o, ahirette de kördür ve yol bakımından daha 'şaşkın bir sapıktır. (İsra Suresi, 72)

Oysa gaflet ve ülfet perdelerinin altında soluk alamadan yaşayan kişi, yaşamından bir ülfet perdesini daha kaldırdığında nasıl huzur bulur…

Şuurumuzu açmalıyız. O zaman önümüze bambaşka bir perde açılacaktır. Son perdenin arkasının güzel olması için ise burada biraz çaba harcamalıyız…


Elif ALACA

elifalaca.com

 

İÇİMİZİ KARARTAN HASTALIK: GIYBET

Genç adam karşılaştığı kişiyi çok sevmişti. Bir kitapçı dükkânında yapılan sohbete önce kulak misafiri olmuş, sonra da müsâade alarak açıktan dinleyici olarak katılmıştı.
O güne kadar, böyle güzel ve etkileyici bir sohbete çok az şahit olmuştu… O günkü programını unutacak derecede, ağzından bal damlayan kişinin anlattıklarına daldı gitti...
Saatler sonra veda ederken, içinde biriken merakı yenmek maksadıyla bu bilgi, birikim ve anlatım sahibini tanımak istedi.
‘Efendim, sizi tanıyabilir miyim?' sorusuna aldığı cevapla dondu kaldı. Ne diyeceğini bilemedi. Çareyi, apar topar kendini dışarı atmakta buldu. Çünkü sohbetine doyamadığı, sevecen tavırlarına hayran kaldığı kişi, onun yıllardır aleyhinde konuştuğu ve dolayısıyla da hiç sevmediği bir yazardı...!
Genç adam o gece hiç uyuyamadı. Kendisine empoze edilen ön yargıların tesiriyle, yıllardır bu yazarı çekiştirip durmuştu. Belki yazdıklarını okusa, karşıtlığı sona erebilirdi. Ama o öylesine aleyhte fikirlerle doluydu ki, buna imkân yoktu. Böylece bilmeden, tanımadan, sadece kulaktan dolma dedikodularla günaha girmişti... Bu sebeple kaç kere kavga etmiş, nice kalpler kırmıştı.
Bütün mesele, metot meselesiydi. Hayata, insana ve olaylara bakışla, problemleri çözüşte bu yazar, kendisinden değişik düşünüyordu. Yoksa o da Müslüman'dı, çalışkandı ve üretici bir insandı...
Genç adam, bu yazar hakkında kendisini bilgilendiren kaynaklara çok kızıyordu. Ama iş işten geçmiş, yıllara yayılan bir gıybete, boyunca batmıştı. Üzüntüsü sadece bu olayla da sınırlı kalmamıştı.
‘Ya diğer şahsiyetler hakkındaki bilgileri de doğru değilse?...' Genç adam, o günden sonra kimsenin gıybetini yapmamaya karar verdi.
* Duyulduğunda hoşlanılmayan söz.
Kur'ân-ı Kerîm gıybeti, ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetiyor. (Hucurat Suresi;12) Yüce Yaratıcı'nın bu ikazına rağmen, Müslümanlar bu büyük günaha ara vermeden devam ediyorlar.
Gıybet, hakkında konuştuğumuz kişinin duyduğunda hoşlanmayacağı sözlerdir. Başkalarını, yanımızda bulunmayanları, gıyaplarında çekiştirmektir. Çoğu kişi söylenenler doğru olursa, gıybet sayılmayacağını sanıyor. Oysa söylenen doğruysa, gıybettir. Eğer söylenen doğru değilse, o zaman çifte günah işleniyor demektir. Çünkü birine yapmadığı bir kötülük isnat edilirse, bu işin adı ‘iftira'dır.
Benim başıma sıkça gelmektedir. Gıybete başlayan birini ikaz ettiğim zaman, çoğu defa feveran ediyor ve diyor ki: ‘Yemin ederim anlattıklarım tamamen doğrudur. Gözlerimle gördüm!'
İşte budur gıybet... Doğru da olsa, anlattığın yerde bulunmayan kişinin, duyunca hoşlanmayacağı şeylerdir...
Beni bir dernek lokalinde sohbet için davet etmişlerdi. Sohbetin konusunu gıybet olarak tespit etmiştik. Bir saatlik konuşmanın sonunda, dinleyicilerimden nüktedan bir zat dedi ki: ‘İyi de efendi, biz şimdi burada sabah akşam ne konuşacağız?'
Bu arif kişi çok doğru söylüyordu. Birçok sohbet mekânında, gerçekten gıybet yapılmasa, söz öylesine azalır ki... Bakıyorsunuz, kahvede, lokalde, çayhanede, ev toplantılarında hep gıybet var. Ya bir siyasînin, ya bir komşunun, ya bir sanatçının, ya bir akrabanın gıybeti yapılıyor. Yani Kur'ân'ın deyimiyle, ölmüşün eti yeniliyor.
Oysa bu türlü konuşmaların hiçbir faydası yoktur. Üstelik insanın içini karartır, ümitsizleştirir ve toplumdaki güven duygularını yok eder. Hem zaman israf edilmiş, hem de durduk yere günaha girilmiş olur...
* Gıybet edenin içi kararır.
Gıybet, yapanın içini karartır, kendine olan saygısını kaybettirir. Hep başkalarıyla uğraşan, kendisinin değersizliğini kabul ediyor demektir. Bahsedeceği şeyi bilmeyen, kültürsüz, fikirsiz insan hep konuşur. En kolay sohbet mevzuu olan gıybete kayar. Çünkü kendi değerleriyle kendini kabul ettiremeyenler, başkalarının eksikliklerini söyleyerek bir varlık göstermek isterler. Ötekini batırarak kendini yüceltmeyse, şerefli insanlara yakışmayan kötü bir haslettir.
Gıybet, yapısını, fıtratını bozduğu insanların meydana getirdiği toplumları da zehirler. Kimse kimseden emin olamaz. ‘El-Emîn' adını, daha peygamberliğinden önce hak eden Efendimiz (sav) böyle Müslümanlar tarafından anlaşılamamış sayılmaz mı?
Gıybet, içinde taşıdığı sû-i zan, zarar verme, kıskançlık gibi birçok kötü duygular sebebiyle toplum hayatını çürütüyor. İnsan, kendi nefsiyle, kendi hata ve günahlarıyla uğraşacağı yerde, hep başkarınınkiyle meşgul olmayı iş ediniyor. Başkalarının hatalarıyla uğraşansa, kendine dönüp bakma fırsatını bulamıyor.
Gıybet ağızdan ağıza dolanırken şekil ve muhteva değiştiriyor. İşin içine yalanlar karışıyor. Yani günah adedi artıyor.
* Devenin neresi doğru ki?
Zamanın birinde, bir cahil kişi. Kulaktan dolma bilgilerini şöyle aktarıyormuş:
- Eskiden bir kadın evliya varmış... Hocası, onun çok sevdiği kızını kurban etmesini istemiş... Tam kesecekken, gökten bir keçi indirilmiş ve "Kızını değil, bunu kes!" denilmiş...
İşin aslını bilen adam dayanamamış ve cahil kişinin sözünü kesip demiş ki:
- Birader, o senin dediğin kadın değil, erkektir. Evliya değil, peygamberdir. Kızını değil, oğlunu kesecekti. Hocası dediği için değil, Allah emrettiğinden dolayı... Gökten keçi değil, koç indirilmiş...
Hani, deveye ''Boynun neden eğri?" diye sormuşlar da, "Nerem doğru ki?" demiş ya... Bazı gıybet konuları da ağızdan ağza eğrilerek dolaşıyor ve hakikatinden ayrılıyor.
Dostum inançlı bir Müslüman'dı. Hararetli hararetli anlatıyordu: “Duydunmu, hayretler içinde kalacaksın... Bak anlatayım... Hani şu ünlü… var ya...”
Meğer adam kaç yıllık karısından ayrılmış da sekreteriyle evlenmiş... Hâlbuki hanımı ne kibar, ne akıllı biriymiş... Bırak böyle bir kadını da cahil, yirmi yaş küçük sekreterinle evlen... Akıl kârımı bu? Ne günlere kaldık değil mi?...
Meselenin aslını öğreniyorum ki, bu olay dostumun heyecanını duyduğu gibi yeni değil. 10 yıllık bir geçmişte yaşanmış... Üstelik bu ünlü ve faziletli dostumuz, sekreteriyle değil; çok kültürlü, irfanlı, iz'anlı bir hanımefendiyle evlenmiş... Dahası, eski hanımıyla, çocukları olmadığı için, anlaşarak ve gönül rızasıyla ayrılmışlar vs. vs…
Herhalde gıybeti seven tanıdığım, yeni bir malzeme bulamamış olacak ki, üzerinden 10 yıl geçmiş bir olayı şimdi gündeme getiriyordu. Böyle bir gıybetin kime, ne faydası vardır? Ama zararı çoktur. Duyanların biraz da eklemelerle yaydığı bu gıybet, ilgili kimselerin kulağına gittiği zaman, onları nasıl yaralar, tahmin edebilirsiniz...
Bu türlü gıybetlerin ne dinleyicisi, ne de taşıyıcısı olalım. Çünkü hem insanlığa, hem de Müslümanlığa ters bir durumdur.
İmam-ı Şafii Hazretleri buyuruyor ki: “Süt dolu bir tasın etrafında dolaşan ağzı süt bulaşığı bir kedi görseniz, kedinin o tastan süt içtiğine şahitlik etmeyin…” Çünkü kedinin o tastan süt içtiğini söyleyebilmeniz için, kediyi süt içerken bizzat görmeniz gerekir.
Vehbi VAKKASOĞLU

PORTAKALLI KURABİYE

Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun,Cumanız mübarek olsun değerli arkadaşlar!

Rabbimiz(cc)  Cuma günü hürmetine hastalarımıza şifalar,dertlilerimize devalar,borçlu olanlarımıza edalar nasip etsin.Yine Cuma günü hürmetine bizleri bildiğimiz,bilmediğimiz,aklımıza gelen, gelmeyen bütün kötülüklerden,maddi -manevi hastalıklardan,kazalardan  vb. musibetlerden muhafaza buyursun(Amin amin amin)!

Kurban Bayramı’ndan önce çocuklarla birlikte yaptığımız bir kurabiyeyi  paylaşmak istiyorum sizlerle.Hoş tadı,kokusu ve hafifliğiyle biz çok beğendik.Üstelik margarin de kullanılmıyor.

MALZEMELER

1 adet yumurta(akı hamura,sarısı  üzerine)

1 su bardağı toz şeker

1 çay bardağı sıvı yağ

1 çay bardağı yoğurt

1 paket kabartma tozu

1 adet portakal kabuğu rendesi(portakal aromasının daha belirgin olmasını isterseniz  miktarı artırın.)

4 su bardağı un(Birden koymayın ,azar azar ekleyin.Hamur elinize yapışıyorsa biraz daha un ilave edin)

YAPILIŞI

Yumurta akı ve şeker çırpılır.Diğer malzemeler ilave edilerek  yumuşak bir hamur yoğrulur.Yarım saat kadar dinlendirilir.Bu dinlenme safhasını biz es geçtik:)İsterseniz  yarım santim kalınlığında açıp kalıplarla keserek ya da hamurdan küçük parçalar koparıp yuvarlayarak şekil verin.Üzerine yumurta sarısı sürüp pembelesene dek orta ısılı fırında pişirin.Afiyet olsun!

 

 

 

 

 


 

« ::

SITE ICI ARAMA

Google




SEHITLERIMIZ ANISINA

BAGLANTILAR

  • ANA SAYFA
  • PROFILIM
  • ARSIV
  • SON YAZILAR
    EL – VEDÛD(CC)
    BARDAĞIN DİBİNDE KALAN ÇAY
    Gaflet Perdesi Altında Soluksuz Yaşamak
    İÇİMİZİ KARARTAN HASTALIK: GIYBET
    PORTAKALLI KURABİYE
    BİZ NEYİZ,NE DURUMDAYIZ?
    Kurban Bayramınız Kutlu Olsun!

    SON YORUMLAR

    selamün aleyküm,
    Allah razı olsun..
    Ve aleykümselam verahmetullah
    selam
    Bu ben miyim?
    Teşekkürler
    İyi bayramlar
    tebrik
    akasyakokusu
    bayram

    FAVORI SITELER
    MANDALİNATV
    İYİBİLGİ
    GIDA RAPORU
    ZEHRANET
    İKRA
    SADABAT
    HANIMLAR
    ŞEBNEM
    GÖNÜL DÜNYAMIZ
    KADIN VE AİLE
    SEVDE
    ÇOCUKLAR İÇİN
    CAN KARDEŞ
    UMUT ÇOCUK
    BİRDİRBİR
    ANNE NOTLARI
    HAK-DİLARAM
    RİSALET
    KİŞİSEL REHBERLİK
    O.NURİ TOPBAŞ
    SENAİ DEMİRCİ
    VAKİT GAZETESİ
    YENİ ŞAFAK
    YENİ ASYA
    ZAMAN
    YAĞMUR DERGİSİ
    EV OKULUM
    OYNA ÖĞREN EĞT.
    BİLGİN ERDOĞAN
    SALİHA ERDİM
    SON PEYGAMBER
    TEFSİR DERSİ
    NEBİLER SİLSİLESİ 1
    NEBİLER SİLSİLESİ 2
    NEBİLER SİLSİLESİ 3
    EN GÜZEL ÖRNEK
    MUSTAFA ULUSOY
    MORAL HABER
    MİNE İZGİ
    YETENEK.COM
    İRFAN MEKTEBİ

    ARKADASLAR
    halime
    dualarla
    anadoluhaber
    aybalasenem
    igra
    gulumcan
    mnelam
    leziz
    cansofi
    illedeyemek
    sepetim
    benimdunyam80
    sohbetsevenler
    yarenlerdiyari
    pikola28
    yermisinyemezmisin
    turuncumutfak
    sofradakiler
    hanceren
    kadifece
    yenitadlar
    nurvadisi
    madineravza
    rumeysa2007
    rufeydem

    ZIYARETCILER

    Free cursors for MySpace at www.totallyfreecursors.com!
    Din Ahlak ve Eğitim Siteleri Listesi

    http://www.tavaf.com/toplist/


    Webset  by © KissDesign Website