Güneş Gibi, Hem Aydınlatmalı Hem Isıtmalı

 

 click to zoom

 

 

Çocuklarımız…

Doğumu ve yetişmesi oldukça meşakkatli olan çocuklarımız…

Çiçek gibidir onlar… Emek, sevgi, sabır ve fedakârlık ister. Her çiçek değişiktir. Bazıları suyu çok sever, bazısı güneşi, bazısı ise her ortamda yetişir. Fakat bütün çiçekler sevgiyle büyür, güzelleşir. Çocuklar da farklı farklıdır. Hareketli, sâkin, sinirli, kaprisli, merhametli… Kimisi ilgiyi çok sever, kimi de fazla ilgiden sıkılır. O hâlde nabza göre şerbet vermek gerekir. Çok sevdiğim bir söz var:

“Bir yıl sonrasını düşünüyorsanız, tohum ekin. On sene sonrasını düşünüyorsanız, fidan dikin. Asırlar sonrasını düşünüyorsanız, insan yetiştirin.”

En zor ve en güzel iş, insan yetiştirmek!.. Eğitim, âilede başlar. Bu yüzden anne-babalara, özellikle de annelere, çok iş düşüyor.

Evlatlarımızı bir çiçek hassasiyetinde yetiştirmeliyiz. Yaşı kaç olursa olsun, her insan sevgiye muhtaçtır. O hâlde çocuklarımızı şartsız sevmeli; onlara, “Seni, sen olduğun için seviyor, değer veriyorum!” mesajını her an verebilmeliyiz. Sevgiyle yapılan hiçbir eğitim başarısız olmaz. Muhabbetini kazandığımız insan bizimdir.

Her anne-baba, şüphesiz evlâdını sever ve iyiliğini ister. Ama bazen farkında olmadan onu kendisinden uzaklaştırır. Yavrularımıza olan muhabbetimiz, güneş gibi olmalı; hem aydınlatmalı, hem de ısıtmalıdır. Bu da ancak çocuklarımıza değer vermekle mümkün olur.

Çiçeğin güneşe meyletmesi gibi, insan da değer gördüğü tarafa yönelir. Âilesinden ilgi gören kişi, muhtaç olduğu ilgiyi aslâ dışarıda aramaz. Çocukta anne ve babasına karşı öyle bir sevgi oluşmalıdır ki; onların sevgilerini kaybetme korkusu ile hata yapmaktan sakınacak hâle gelmelidir. İşte bu aşamada âilenin işi kolaylaşır. Çünkü çocuk, her şeyi anne-babasıyla paylaşır, kararlarını ona göre alır.

Peki, bu aşamaya nasıl gelmeliyiz? Çocuklarımızı suçlamadan, onları anlamaya çalışarak dinlemeliyiz. Eğer suçlarsak; problemlerini âilesinden gizleyip başkalarına anlatırlar. Arkadaşça yaklaşıp, hatalarını uygun bir dille söylemeliyiz. Yani etiket takmadan;

“-Sen zaten tembelsin, inatçısın, beceriksizsin…” gibi hitaplardan sakınarak!..

“-Yavrum seni seviyorum; ama şu hareketin hoşuma gitmiyor!.” dediğimiz zaman, çocuk da “Âilem, beni sevdiği için hata yapmamı istemiyor.” diye düşünür.

Her şeyden önce çocuklarımıza iyi birer örnek olmalıyız. Onlar, söylediklerimizden çok, yaptıklarımızla ilgilenirler. Evlatlarımızı güzel davranışlara özendirmeliyiz. Çocukluğumda; annem dantel örerken ben de elime bir ip ve tığ alıp:

“-Bana da öğret!” derdim.

Çünkü; annem o işi yapmaktan mutluydu ve bu, her hâlinden anlaşılıyordu. O hâlde onları hayra teşvik etmek için, önce kendimiz hayırlı işlerden zevk almalıyız. Eğer ezân okunur okunmaz bütün âile büyük bir iştiyakla namazlarını kılarsa, elbette o evdeki çocuk da namaz kılmak ister. Bazen üç-dört yaşlarındaki yavruların, namaz kılan annesini taklit ettiğine şâhit oluruz. Bu, çok hoşuma gider. Evlatlarımız, bizim aynamızdır. Onlar, özellikle de küçük yaşlarda, nasihat dinlemekten çok, kendilerine bir model arayışı içinde olurlar.

Allâh’ın rızâsına uygun olduğu takdirde, çocuklarımızın fikirlerine saygı göstermeliyiz. Sonuçta onlar da ayrı birer ferttir ve bazı konularda bizim gibi düşünmek zorunda değillerdir. Bu yüzden yavrularımıza, eşyamızmış gibi davranamayız. Onlara, bazen “hayır” deme imkânı sunmalıyız. Aksi takdirde çocuk, kendisini hep “evet” demek zorunda hisseder ve iyi-kötü her şeyi kabul eder. Allah korusun, kötü bir şey teklif edildiğinde de “hayır!” diyemez.

Çocuklarımızın yaptığı işlere de saygılı olmalı, onları yetenekleri doğrultusunda desteklemeliyiz. Allâh’ın rızâsına da uygunsa, yavrumuz hoşlandığı bir şeyi neden yapmasın ki?!

Bir arkadaşıma gitmiştim. Ev kalabalık, misafirlere ikram hazırlıyoruz. İşimiz bittikten sonra arkadaşıma peçeteden nasıl gül yapıldığını gösterdim. Tam bu sırada onun beş yaşındaki oğlu da bizi izliyormuş. Mutfağa girip, bir paket peçetenin hepsini gül yapmış, güzel de olmuş yaptığı güller. Ama maalesef annenin tepkisi:

“-Ne yaptın seeen?” diyerek çocuğun yaptığı gülleri çöpe atmak olmuş.

Onları alıp bir vazoya koysaydı, hem evladının özgüveni gelişir; hem de çocuk, “Annem beni seviyor, bana değer veriyor.” diye düşünürdü.

Emek verdiğiniz bir şeyi, iyi veya kötü olsun, çöpe atsalar üzülmez miydiniz? O hâlde empati yapmalı, kendimizi karşımızdakinin yerine koymalıyız.

Güzel işler yaptıklarında çocuklarımızı takdir etmeyi ihmal etmemeli, onların olumlu yönlerini dile getirmeliyiz ki; o yönleri güçlensin. Bir insana kırk kere deli denildiği zaman deli olur; çünkü o rolü kabullenir. Bu yüzden yavrularımıza hitap ederken hep hayır konuşmalıyız. Bazen de söylediklerimiz duâ yerine geçer. Bir tanıdığım var, çocukları çok hareketli olduğu hâlde onlara kızarken bile:

“-Allah sizi iyi etsin!..” diyerek kızardı. Gerçekten Rabbim onları iyilikten ayırmadı.

Çocuklarımıza karşı merhametli olmalıyız. Merhametten kastım, onlara hayatı toz pembe gösterip, bütün imkânları önüne sermek değil!.. Hayatın zorluklarının da olduğunu bilmesini ve bu zorlukların üstesinden gelebilecek güçte olmasını sağlamaktır. Zira güneşin meyveleri olgunlaştırması gibi, acılar da insanı olgunlaştırır. Sıkıntılı zamanlarında Allah’tan yardım isteyerek, her şeyin üstesinden gelebileceğini söylemeliyiz. Böylece onları duâ etmeye de alıştırmış oluruz. Yani yavrularımızı; Rabbimizin rızâsına uygun, çalışkan, becerikli, dürüst ve güzel ahlâklı yetiştirmek… Her varlığın bir de yokluğu olabileceğini bildirerek, kanaatkâr ve şükreden bir kul olmaları gerektiğini anlatmak… O vakit mis kokulu çiçekler gibi olur çocuklarımız…

Evlâdına en büyük kötülüğü yaptığının farkında olmadan sırf kıyamadığı için onu sabah namazına kaldırmayan anneler var. Hâlbuki hiç kimse onları ateşe atmak istemez. Allâh’ın rızâsına uygun olmayan hareketinde çocuğumuzu uyarmalı, ısrarla devam ediyorsa, gerekirse kızmalıyız. Nitekim bazen kaş çatmak, esas merhamettir.

Evlâtlarımızın mânevî eğitimlerine her şeyden fazla önem vermeliyiz. Onlara ilk öğreteceğimiz şey, ne için dünyaya geldiğimiz ve asıl gâyemizin ne olduğudur. Allâh’a kulluk şuurunda olan çocuk; hem bu dünyada, hem de âhirette mutlu olur.

Özellikle içinde bulunduğumuz dönemde iyi bir evlat yetiştirmek gerçekten çok zor. Elimizden geleni yaptıktan sonra, Rabbimize çok duâ etmeliyiz.

Rabbim! Bizleri yavrularımızla imtihan etme... Cümlemize sâlih ve sâliha evlatlar lutfet!.. Çocuklarımızı lâyıkıyla yetiştirebilecek güç, sabır, bilgi ve hoşgörü nasip eyle! Âmin!

Kübra Çoban

sebnemdergisi.com

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !